E-Dergi   iletişim whatsapp0549 610 11 75   Online Randevu0850 811 50 52  
Acropolia Master

Acropolia Master

Uzun yıllar hastanemizde hizmet vermiş olan Sayın Toros Özhallaçyan’ın vefatından dolayı üzüntülerimizi bildirir, kederli ailesine ve sevenlerine sabır başsağlığı dileriz.
Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu ve Başhekimlik

Etiketler

Değerli Doktorumuz Sayın Doc. Dr. Yekta Şendül' ün babası Görgin Şendül' ün vefatından dolayı üzüntülerimizi bildirir, kederli ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dileriz.
Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu ve Başhekimlik.

Etiketler
Etiketler
Etiketler
Etiketler

Dr. Oben Gözde Şenkon

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Yaz tatilinin bitip okulların açılmasına az bir süre kaldı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen corona virüs hastalığının halk sağlığını ciddi anlamda tehdit ettiği bu süreçte, ailelerin de çocuklarının sağlıkları ile ilgili endişeleri fazlasıyla arttı. Bu nedenledir ki, çocuklarımızın rutin sağlık kontrollerini ve aşılarını aksatmamak, sağlıklı ve dengeli beslenmeleri, düzenli fiziksel aktivite ve uyku çok önemli!

Çocuklar okula başlamadan önce genel sağlık kontrolü için tıbbi muayeneden geçirilmelidir.
Okul öncesi genel taramalar çok önemlidir. Kilo ve boy ölçümü yapılarak çocuğun büyümesi ve gelişmesi değerlendirilir. Ayrıntılı sistemik muayene ve tansiyon ölçümü yapılır. İlköğretim öncesi dönemde yılda bir, daha sonra 6-8 ve 10 yaşlarında, sonrasında da 18 yaşa kadar her yıl izlem yapılmalıdır.
Tam kan sayımı, demir düzeyi, vitamin düzeyleri, tam idrar tahlili, kan kolesterol-lipid düzeyi, dışkıda parazit incelemesi, ailesel hikayeye göre açlık kan şekeri bakılır. Ayrıca tiroit bezinin az ya da çok çalışması okul yaşantısına ciddi anlamda zarar vereceği için okul başlamadan önce tiroit fonksiyon testlerine bakılması da önerilir.

Okul öncesi göz muayenesi şart
Çocuğunuz okula başlayacaksa ve yakın dönemde göz muayenesi olmamışsa, özellikle ailede diğer bireylerde görme bozukluğu varsa çocuğunuzun bir göz hekimi tarafından muayene edilmesi gerekir.

Çocuklarda görme bozukluklarına yol açan en sık rahatsızlık; görme tembelliği, görme bozuklukları ve şaşılıktır. Göz sağlığımız, okul sıralarında çocuğunun başarısını etkilemesinin yanında, okulda uyum, sosyalleşme, paylaşma duygularını da etkilemektedir. ABD’nde yapılan bir araştırmada okul sıralarında yaramazlık yapan çocukların %60’ında görme bozukluğu tespit edilmiştir. Okulda tahtayı rahat göremeyen çocuk, derste uyum sorunu yaşayacak ve ister istemez hem ders başarısı düşecek hem de yaramazlık yapacaktır. Görme kusurunun erken saptanıp düzeltilmesiyle bu sorunlar ortadan kaldırılabilir. Yaş ilerledikçe geç tanı alınması halinde göz tembelliği gibi hastalıkların tedavisi zorlaşmaktadır. Göz kontrollerinin ve taramaların özellikle 4-6 yaş grubunda yoğunlaştırılması ve okulun ilk yılından başlayarak her yıl yapılması önerilir.

Mutlaka Diş Hekiminizi ziyaret edin
Ağız ve diş bakımı, çocukların büyüme ve gelişimlerini etkilemektedir. Okul dönemindeki çocukların okullar açılmadan önce ağız sağlığı açısından değerlendirilmesi ve ağız hijyeninin nasıl sağlanacağı konusunda eğitim verilmesi başarılı bir okul hayatı ve sağlıklı gençlerin gelişmesini sağlayacaktır. Diş çürükleri hem beslenmeyi bozar hem de enfeksiyon hastalıklarına zemin hazırlar. Diş sağlığını korumak için şeker miktarının azaltılması, okula gitmeden ve gece yatmadan önce diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması önemlidir. Diş çürüklerinin erken tanınıp tedavi edilmesi o dişin kaybını önlediği gibi, vücuttaki bir enfeksiyon odağını da ortadan kaldırırken,  ayrıca bu taramalar sırasında bir diğer diş sağlığı sorunu olan oklüzyon bozuklukları da saptanabilir.

El yıkama önlenebilir hastalıkların yayılmasını engeller
Okulların açılmasıyla beraber aynı sınıfta sürekli bir arada bulunmaları, sınıflarda havalandırmanın yetersizliği ve havaların soğumasının etkisiyle çocuklarda en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşırız.
Enfeksiyon hastalıklarının yayılımını önlemede, çocuğa kişisel hijyenin önemi ve bunu nasıl sağlayabileceği konusunda bilgi verilmesi, çocuklarımıza düzenli el yıkama alışkanlığının kazandırılması gerekir.
Eldeki kanıtlar, tuvalet kullandıktan sonra ve yemek yemeden önce ellerin sabunla yıkanmasının, çocuklar arasında pnömoni enfeksiyonunu yaklaşık dörtte bir, ishale yakalanma riskini yüzde 40’dan fazla azaltabildiğini göstermektedir.
Çocuklarımıza, ellerimizi dışarıdan eve gelince, her yemek öncesi ve sonrasında, her tuvalet çıkışında, burnumuzu elledikten, öksürüp-hapşırdıktan sonra, çamur/toprak ile oynadıktan sonra, para ile temas sonrası, kedi-köpek gibi hayvanlar ile temas ettikten sonra mutlaka uygun şekilde yıkamamız gerektiği anlatılmalı, başkalarının havlu-mendil vb. eşyalarını kullanmaması, yere tükürülmemesi, öksürürken-aksırırken ağız kapatılması konularında gerekli yönlendirmeler verilmelidir.

Çocukların aşılarını düzenli bir şekilde yaptırmış olmanız gerekir
Aşının zamanında yapılması çocukların sağlığı için önemlidir. Okul döneminde en sık karşılaştığımız rahatsızlıklar daha çok virüs kökenli enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu hastalıkların aşı ile önlenebilen hastalıklar olduğunu ve uygulanan aşıların çocuklarımız için bir şans olduğunu bilmemiz gerekir. Rutin doktor muayenelerinde çocuğun aşı kartı kontrol edilip eksik varsa tamamlanır. Bebeklikte başlanan aşıların pekiştirme dozları okul çağında yapılır. Ülkemizde ilkokul 1. sınıfta DaBT-İPA, ilköğretim 8. sınıfta ise Td yapılmaktadır. Okula giden her çocuğa rutin olarak grip aşısı önerilmemektedir. Grip aşısı yaptırmak çocuk doktorunuzun karar vereceği bir durumdur. Eğer çocuğunuzda alerjik bronşit, astım, ya da altta yatan kronik bir rahatsızlık varsa grip aşısı yaptırmak gerekebilir. Çocukların sağlığı için aşıları yaptırmamak ve aksatmak kesinlikle doğru değildir. 

Sağlığı korumanın yolu, dengeli beslenme ve egzersiz
Okul çağı dönemi; fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu bir dönemdir. Yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde bu dönemde oluştuğu düşünüldüğünde çocuk ve gençlere beslenme ve yaşam biçimi alışkanlığının kazandırılması ve sağlıklı yaşam bilincinin yerleştirilmesi erişkin dönemi hastalıklarının (kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz vb.)  da önlenmesi açısından önem arz etmektedir.
Yetersiz ve dengesiz beslenen çocuklarda; protein-enerji malnütrisyonu (büyüme ve gelişme geriliği), demir yetersizliği anemisi (kansızlık), iyot yetersizliği hastalıkları (guatr, cücelik, zekâ geriliği, hipotiroidi vb.), şişmanlık, zayıflık, kemik ve diş sağlığı bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, yetersiz ve dengesiz beslenen çocukların bu hastalıkların sonucunda dikkat süreleri kısalıp algıları azalmakta, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları gelişmekte ve okul başarıları düşmektedir.
Vücudumuz için gerekli olan vitamin ve minerallerin yetersiz tüketilmesi, genel beslenme kalitesinin düşük olması, bağışıklık fonksiyonunu da tehlikeye atıp genel enfeksiyon riskini arttırabilir. Vitamin ve mineral adı verilen bu mikro besinler sağlık için gerekli ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde çok önemlidir.
Günlük tüketilen besinlerle alınan enerjinin %50-60’ının karbonhidratlardan, %25-35’inin yağlardan ve %10-20’sinin ise proteinlerden gelmesi önerilir.
Besin çeşitliliği ile yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi’nin sağlıklı beslenme tabağında; her ana öğünde tabağın bir çeyreği sebzelerden, diğer çeyreği tam tahıl ürünlerinden ve kalan yarısının eşit üç parça halinde meyvelerden, yüksek proteinli gıdalardan (kurubaklagiller, et, yumurta, balık, tavuk, yağlı tohumlar, vb.) ve süt ürünlerinden (süt, yoğurt, ayran, peynir vb.) gelmesi önerilmektedir.
Vücudumuz için gerekli olan vitamin ve minerallerin yetersiz tüketilmesi, genel beslenme kalitesinin düşük olması, bağışıklık fonksiyonunu da tehlikeye atıp genel enfeksiyon riskini arttırabilir. Vitamin ve mineral adı verilen bu mikro besinler sağlık için gerekli ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde çok önemlidir.
Omega3, vücudumuz tarafından yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken doymamış yağ asididir. DHA ve EPA yağ asitleri, doğrudan merkezi sinir sistemi ve gözlerinin alt yapısını oluşturmanın yanı sıra, bağışıklık sistemi ve kalp-damar siteminde de önemli roller üstlenir. Omega3 kullanan çocukların el-göz becerilerinde, dikkat edebilme süresinde, zihinsel işlevlerde ve sosyal etkileşimlerde daha başarılı olduğu görülmüştür. Bundan dolayı haftada en az bir yağlı balık tüketmeyen çocuklarda DHA ve EPA içeren balık yağı takviyeleri önerilir.
Çocuklarda ve gençlerde  en yaygın görülen olumsuz beslenme alışkanlıklarından biri öğün atlamadır. Türkiye’de ve dünyada yapılan beslenme alışkanlıklarının değerlendirildiğinde çocukların en sık atladıkları öğün, günün en önemli öğünü olarak kabul edilen kahvaltıdır. Uykuda geçen uzun açlık sürecinden sonra çocukların güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlaması okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ana ve ara öğünleri tüketmeniz ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketeceğiniz besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır. Ara öğünlerde açlık hisseden çocuk; besleyici değeri düşük, sağlıksız yiyecek ve içeceklerle karın doyurduğu zaman besinlerle geçen hastalık riski artmakta, beslenmenin maliyeti artmakta ve süreç dengesiz beslenme ile sonuçlanmaktadır. Ara öğünlerde şeker ve şekerli yiyecek ve içecekler, cips, kolalı ve gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, ayran, sütlü tatlılar, tam tahıllı ekmek arası peynir, meyve, taze sıkılmış meyve suyu, kuru meyve veya ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumları mümkünse kavrulmamış olarak tüketmeyi tercih etmeleri yararlı olacaktır.
Asıl görev anne-baba ve öğretmenlere düşmektedir. Çocukların büyüme ve gelişmelerini izleyip, sağlıklı beslenme davranışları geliştirmeleriyle yakından ilgilenerek, kendi beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile çocuklara örnek olmalıdırlar.

Hareket et mutlu hisset
İnsan vücudu hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Durağan bir hayat, insanoğlunun yaratılış amacına aykırıdır. Hareket etme, vücut organlarının sağlıklı büyümesini, gelişmesini, bedenin sağlıklı ve dinç kalmasını sağlamaktadır. İnsanlar, bebeklik ve çocukluk döneminde hareket ederek dünya ile temas kurarlar, iletişime geçerler ve dünyayı tanımaya çalışırlar. Hayatın ilk 10 yılı, fiziksel aktiviteye ömür boyu alışkanlık kazandırmak için kritik bir dönemdir.

Sağlıklı beslenme alışkanlığı ve egzersiz, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Gündelik yaşam içinde herkes az ya da çok fiziksel aktivitede bulunur ve enerji harcar. Ancak beslenme ile aldığımız enerji gün içinde harcanandan fazlaysa bu fazla enerji vücut tarafından yağa dönüştürülerek depolanır. Bu yağ deposu da aşırı kiloya ve çeşitli hastalıklara davetiye çıkarır.
Egzersiz yapan kişilerde beynin hipokampus bölgesinde yükselen BDNF (brain derived neurotrophic factor)’nin nöral kan akımının arttırdığı ve adeta doğal bir antidepresan gibi davrandığı, aynı zamanda kalbin düzenli atımına da yardımcı olduğu bilinmektedir. Ayrıca, planlama ve yeni kararlar almaya dayalı spor dallarının (basketbol, futbol, voleybol, golf, oryantiring) fiziksel sağlığımız yanında beyin sağlığımız için de faydalı olduğu görülmüştür. Spor ve egzersiz, doğru ve düzgün düşünme, iletişim kurma, akılda tutma, yorumlama ve karar verme gibi becerilerimizin gelişimine katkı sağlarken, daha mutlu ve daha neşeli olmamıza, yaşama sevincimizin yükselmesine ve etrafa pozitif enerji yaymamıza yardımcı olur.

Artan medya tüketimi, sınırlı hareket özgürlüğü ya da değiştirilmiş yemek alışkanlıkları gibi faktörler, birçok çocuğun yaşam tarzı üzerinde giderek daha olumsuz bir etkiye sahip olmaktadır. Aşırı kilo ve fiziksel aktivite eksikliğinin bir araya gelmesi sonucunda çocuklar, daha da hareketsiz olmaya başladılar. Aşırı kilo ve hareketsiz bir yaşam, toplumda giderek artan ve ciddi bir sorun haline gelmekte olan koroner, metabolik ve ortopedik rahatsızlıkların artmasında da etkili olmaktadır.

Düzenli egzersiz yapıldığında kas oluşur. Kaslar, yağ yastıklarından daha fazla enerji gereksinimine sahiptirler. Bu nedenle sportif insanlar dinlenirken bile daha fazla kalori yakarlar. Açlık duygusu azalır. Daha fazla spor yapanlar daha az açlık hissederler. Dolayısıyla obezite ile ilgili daha az problem yaşarlar.
Fiziksel aktivite hazmı da kolaylaştırır: Hareketsizlik ve çok fazla oturma sonucunda bireyler sadece aşırı kilo sorunu ile değil, aynı zamanda kabızlık ile de karşı karşıya kalabilmekteler. Spor sayesinde bağırsakların hareket etmesi ve çalışması da sağlanmaktadır.

Fiziksel aktivite, kas-iskelet sisteminin (kemikler, kıkırdak, tendonlar, bağlar ve kaslar) gelişimini destekler, kardiyovasküler sistemi ve solunum sistemini güçlendirir, kas gücü ve genel performansı artırır, sağlıklı bir vücut ağırlığı sağlar, bağışıklık sistemini geliştirir ve düzgün bir duruş sergilenmesi üzerinde etkileri bulunmaktadır.
Çocuklardaki kemik maddesi, hayatlarının ilk yıllarında gerçekleştirdikleri zıplama, atlama, tırmanma ve koşma sonucunda daha dayanıklı ve yoğundur. Bunun yanında sadece çok fazla hareket ile çocukların omurgaları düzgün şekilde gelişebilir ve postür bozukluğu önlenmiş olur.

Modern çağ ile birlikte çocuklar artık çok fazla hareket etmemekteler ve neredeyse her yere ulaşım vasıtaları ile gitmekteler. Okul hayatının da genel anlamda sadece akademik başarıya endeksli olmasından dolayı, sportif etkinlikler ikinci planda veya sadece belirli haftalar ile sınırlı kalmaktadır. Oysa çocuklarının her gün en az bir buçuk, gençlerin ise en az bir saat hareket etmeleri gerekmektedir. Çocukların her gün en az 90 dakika fiziksel aktivite yapmaları günümüz şartlarında çok kolay görünmemektedir. Bu ancak, bütün şartların (güvenlik, ulaşım imkanları vb.) yerine getirilmesi kaydıyla, çocukların evden okula ve okuldan eve yürüyerek veya bisiklete binerek gitmeleri, okulda, ders içinde ve aralarında daha fazla hareket etmeleri ve spor ders saatlerinin yükseltilmesi ile sağlanabilir. Ebeveynler, çocukların fiziksel aktivite ve hareket etme davranışları üzerinde büyük bir etkiye sahiptirler. Ebeveynler, çocuklara hareket etme konusunda örnek olmalı, onları teşvik etmeli, onlarla birlikte fiziksel aktivite ve spor yapılmalılar.

Uyusun da büyüsün
İyi uyku, çocukların derslerde başarılı olmasında sağlıklı beslenme kadar önemlidir. Uyku, beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için şarttır. Uyku sırasında stres hormonları azalırken büyüme hormonu salınımı artar. Bu sayede uyku sırasında vücut kendini onarır, yeniden yapılandırır, protein sentezi artar ve vücut kendini yeni güne hazırlar. Çocuk ne kadar küçükse, büyüme o kadar hızlı, uyku ihtiyacı da o kadar fazladır. Düzenli uyuyan çocukta büyüme daha hızlı olacaktır. Okul öncesi çocukların düzenli uyku uyuyanlarında öğrenmenin daha net, hafızanın daha güçlü olduğu, hiperaktivite, anksiyete ve depresyonun ise daha az olduğu gözlenmiştir.

Yetersiz uyku çocuğun biyo-psiko-sosyal sağlığı, aile-akran-öğretmen ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri gibi bütün temel davranışlarını bütünüyle olumsuz etkiler. Yeterli uyuyamayan çocukların gündüz uyuklaması olur, okul başarısı düşer, kendini yorgun hisseder, okuma yazma ve matematik problemlerini çözme becerileri azalır. Yeterince uyuyamayan çocuklarda obezitenin daha sık olduğu saptanmıştır.

Okul çocuklarının uyku süreci en az 8 saat, ortalama 10 saat olmalıdır. Ergenlik döneminde ideal uyku zamanı 9 saat iken, ortalama 7-7,5 saat uyku ile yetinilmektedir.
Sağlıklı bir uyku için çevre de önemli bir etmendir. Bu nedenle çocuğun yatak odasının uygun ısıda, rahat, sessiz, karanlık olması gereklidir. Yatak odalarında hafif ışığı olan gece lambaları tercih edilebilir. Yatak odalarında televizyon bulundurulmamalıdır. Çocukların yatağa gitme ve yatma zamanları düzenlenmeli, okul günlerinde ve tatil günlerinde yatma ve kalkma saatleri aynı olmalıdır. Yatağa gitme zamanı yaklaştığında sessiz bir ortam yaratılmalıdır. Yatmadan hemen önce heyecanlı filmler izlemek, egzersiz yapmak, uykuya dalma süresinin uzamasına, uyku süresinin azalmasına yol açmaktadır. Çocuk açken yatırılmamalı ayrıca yatmadan önceki iki-üç saat içerisinde ağır yemeklerden, büyük porsiyonlardan kaçınılmalıdır. Çocuk gün içerisinde ve özellikle uykudan önce kafein içeren çay, kahve, çikolata gibi yiyecek ve içeceklerden uzak durmalıdır.

Yeterli ve dengeli beslenme, gereğinde vitamin ve omega-3 takviyesi, düzenli fiziksel aktivite ve uyku, stresten uzak durmak, rutin sağlık kontrolleri ve aşılarını aksatmamak çocuklar için çok önemlidir. Çünkü çocukların okula sağlıklı ve mutlu bir başlangıç yapması, tüm hayatlarını olumlu yönde etkileyip daha verimli bir yıl geçirmelerini sağlayacaktır. Başarılı bir eğitim için öğrencinin sağlıklı olması temel koşuldur.


Bağışıklık sistemi vücudun savunma sistemidir. İnsanoğlu, sürekli enfeksiyon etmeni organizmalara maruz kalır ve bu bulaşmaya karşı bireyin uygun şekilde tepki vermesiyle korunur. Hastalıklardan korunmak için vücudun bağışıklık siteminin güçlenmesine ihtiyacı vardır.
Beslenme durumu, bağışıklık sisteminin güçlü kalması üzerindeki en büyük etkenlerden biridir. Doğru ve dengeli beslenmenin yanı sıra, bazı takviyeler bağışıklık sistemini desteklemek için uygun olacaktır.

Bunun İçin Neler Yapmalıyız?

Kompleks yapıya sahip olan bağışıklık sitemimizi korumak için ne yazık ki mucizevi bir besin yoktur. Diyetisyenler olarak her zaman yeterli ve dengeli beslenmeyi vurgulamaktayız. Bunun sebebi her besin grubundan alacağımız vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, yağ miktarlarının farklı olmasıdır.
Yeterli ve dengeli beslenme ile vücudun bağışıklık sistemi bir yana, diğer tüm sistemlerin sorunsuz bir şekilde çalışmasını hedeflemeliyiz. Bu sebeple her zaman olduğu gibi önce;

1.Yeterli ve Dengeli Beslenme:
Rutin beslenme programı içerisinde tek tip beslenme yerine dengeli karbonhidrat, protein, yağ dağılımının doğru yapılması çok önemlidir. Enfeksiyon durumunda bireyin enerji ihtiyacının artacağı göz önünde bulundurularak yüksek enerjili beslenmesi sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra vücutta enfeksiyona bağlı hücre yıkımı oluşabileceğinden beslenmede protein miktarı arttırılmalıdır.

2. Yeterli Sıvı ve Su tüketimi
Vücudumuzdan toksinlerin ve mikropların kısa sürede atılabilmesi için mutlaka su tüketimi iyi yapılmalıdır. Özellikle yüksek ateş, ishal gibi durumlarda yüksek sıvı kayıplarına karşı günlük su miktarı daha da arttırılmalıdır. Bireye göre günlük alınması gereken su miktarı ise kg başına 30 cc olarak hesaplanabilir. Örneğin; 70 kg olan bir birey, 70 x 30= 2.100 cc günlük su tüketmelidir.

3.Vitamin ve Mineraller
Bağışıklık sistemini güçlendirmek için vitamin veya mineral takviyesini abartılı bir şekilde yüklemek doğru değildir. Bazı vitamin ve mineraller fazla alındığında veya bilinçsiz tüketildiğinde toksik etkiler oluşturabilir.  Vitamin ve mineraller dengeli beslenmenin önemli bir parçasıdır. Özellikle antioksidan kaynağı vitaminler (C ve E vitamini) mutlaka alınmalıdır.
Güçlü bir antioksidan olan C vitamini kaynağı besinler; portakal, mandalina, greyfurt, kivi, çilek, ananas, ıspanak, dolmalık biber, brüksel lahanasıdır.
E vitamini kaynakları ise; badem, yer fıstığı, ay çekirdeği ve fındıktır.
C ve E vitamini haricinde ise; A vitamini, D vitamini, diğer B grubu vitaminler, selenyum, çinko, demir gibi mineraller de bağışıklık sisteminin desteklenmesinde önemli rol oynamaktadırlar.

4. Probiyotik Destekleri
Probiyotikler yani yararlı bakteriler bağışıklık sistemi ve sindirim siteminde oldukça önemlidir. Doğal olarak fermente edilmiş yiyecek ve içeceklerde probiyotikler bulunurken, bunlar haricinde tablet veya toz olarak da kullanılabilirler. Doğal probiyotik kaynakları olan yoğurt, kefir ve lahana turşusuna beslenmenizde mutlaka yer vermelisiniz.

Uzm. Dyt. Tamar Demirci

Horlama nasıl oluşur?
Horlama, erişkin yaştaki insanların yaklaşık olarak % 40’ında görülmektedir. Bu %40’ın yaklaşık yarısında düzenli olarak her gece horlama yakınması varken, diğer yarısında ise ara sıra horlama yakınması ortaya çıkar.
Horlama, burnun ve ağzın arkasında yer alan açıklıktan geçerek akciğere giden havanın belirli bölgelerde ortaya çıkan daralma ya da tıkanmalar nedeniyle titreşim oluşturması ve bunun sonucunda da uykuda solunumun gürültülü hale gelmesi olarak tanımlanabilir. Yaşın ilerlemesi, ağız ve boğazdaki kasların zayıflamasına yol açarak horlamanın ortaya çıkmasına ya da şiddetini arttırmasına neden olur.

Burun ya da ağızdan alınan havanın akciğere girene kadarki geçiş yolu üzerinde yer alan dil, küçük dil, yumuşak damak ve boğazın üst bölümü gibi anatomik yapılar, özellikle uykuda sırtüstü yatar pozisyonda gevşeme ve çökme eğilimindedirler. Bu kas gevşemesi, üst solunum yollarında bulunan anatomik yapıların sarkmasına yol açarak hava yollarında daralma ve tıkanmalar ortaya çıkarmaktadır. Daralan üst hava yollarından geçen havanın oluşturduğu titreşimler horlamaya neden olmakta, hava yollarında tam tıkanma varlığında ise uykuda bir süre nefes alınamaması yani APNE ortaya çıkmaktadır.

Üst hava yollarında uykuda meydana gelen bu daralma kısmi olduğunda, solukla alınan hava miktarında azalmaya yani hipopneye neden olurken, tam tıkanma durumunda (en az 10 saniye) soluk alınamaması ile uyku apnesi ortaya çıkar.  

Hastada hipopne ve özellikle de apne ortaya çıktığında kandaki oksijen basıncı düşmeye başlar ve dolayısı ile dokulara taşınan oksijen miktarı azalır. Kandaki oksijen seviyesinin düşmesi ve aynı mekanizma ile karbondioksit seviyesinin yükselmesi ile hasta kısa süreli bir uyanma dönemine girer. Bu esnada, gevşemiş üst solunum yolu kasları tekrar kendini toplar ve tıkanmış hava yolu açılarak nefes alınmasına olanak sağlar. Hasta bu olayların farkına varmayabilir.
Diğer taraftan hastanın eşi ya da ev halkı sorgulandığında, horlama esnasında zaman zaman hastanın nefesinin durduğu, ancak hastanın nefes alma çabasında olduğu, apnenin uzun sürmesi halinde morarma meydana geldiği ve en nihayetinde hastanın gürültülü bir şekilde yeniden nefes almaya başladığı ifade edilir (tanıklı apne). Bazı hastalar ise uykusunda nefes alamadığını ve boğulur gibi uykudan uyandığını ve tekrar uykuya daldıklarını kendileri anlatmaktadır. Burada tarif edilen bu olaylar zinciri uyku süresince yüzlerce kez tekrarlanabilir. Sürekli apne ve kısa süreli uyanma periyotlarının doğal sonucu ise derin uykuya dalmada güçlük ve gündüz aşırı uykululuktur.

Uyku apnesinde belirti ve bulgular nelerdir?
Uyku apnesi olan hastanın ya da daha doğru bir deyişle hastanın partneri veya ev halkının en önemli yakınması horlamadır. Bu hastalarda horlama genelde çok şiddetlidir ve hastanın odası dışındakileri hatta komşuları rahatsız edebilir. Hastada apne varlığı genellikle partneri tarafından fark edilir ve çoğu hasta ne horlamasının ne de apnelerinin farkında değildir.

Gündüz aşırı uykululuk bu hastalığın en karakteristik semptomlarından biridir. Gece uykunun aşırı bölünmüşlüğü ve derin uykunun azalması nedeniyle hastalar sürekli uyku açlığı içerisindedirler. Ağır uyku apnesi olan hastalar gündüz her koşulda örneğin sohbet ederken, çalışma sırasında, araba kullanırken kolaylıkla uyurlar. Bu tür hastalar sıklıkla iş kazaları ve trafik kazalarına neden olurlar.

Uykusuzluk nedeniyle hastalarda sürekli bir yorgunluk ve halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, hafıza kaybı, dikkat azalması, okul ve iş yaşamında performans azalması vardır.

Sabah baş ağrıları, gece sık idrara çıkma, gece terleme, erkek hastalarda cinsel fonksiyon bozukluğu sık görülen semptomlar arasında sayılabilir. Hastalar sürekli kilo alma eğilimindedirler, sosyal yaşamları bozulmuştur.
Uyku apnesi, hemen hemen vücudumuzdaki tüm sistemleri olumsuz etkileyerek çok ciddi sağlık problemlerine yol açmakla birlikte, en fazla kalp ve dolaşım sistemine ait komplikasyonlar ortaya çıkmaktadır.

Kalp ve dolaşım sistemine etkilerini sıralayacak olursak; hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı ve myokard enfarktüsü, sol kalp yetmezliği, sağ kalp yetmezliği, kalp ritm bozuklukları ve ani ölümdür.

Solunum sistemine etkileri ise; hastaların bir kısmında uyku apnesiyle diğer akciğer hastalıklarının ortaya çıkma sıklığının normal bireylere göre daha fazla olduğu izlenmektedir. Örneğin; KOAH hastalığı sıklığı bu hastalar arasında %11’dir. Astımı olan hastalarda astımın ağırlaşmasına sebep olabilir.

Sinir sistemine etkileri: Beyin damar hastalığı, gündüz aşırı uyku hali, sabah baş ağrısı (olguların %55’inde görülür), gece ortaya çıkan sara nöbetleri, huzursuz ve yetersiz uyku şeklinde belirtilebilir.

Psikiyatrik sonuçları: Karar verme yeteneğinde azalma, hafıza kaybı, unutkanlık, kişilik ve davranış bozuklukları olabilir. Vakaların %30’unda depresyon görülür.

Endokrin sistemine etkileri: Cinsel istekte azalma, iktidarsızlık, özellikle çocuklarda derin uykunun azalması sonucu büyüme hormonunun azalması nedeniyle gelişme geriliği, kadınlarda adet görememe ve adet sancılarında artış görülür.

Üriner sisteme etkileri: Gece sık idrara çıkma (%65 oranında görülür), idrarla protein atılımının artması, uykuda idrarını kaçırma görülür.

Diğer sistemlere etkileri: Gastroözofagial reflü, işitme kaybı ve glokomdur.

Sosyoekonomik etkiler: En önemlisi trafik kazalarıdır. Uyku apne sendromlu hastalarda gündüz aşırı uykululuğa bağlı olarak trafik kazası riski 2-7 kat artmıştır. Uyku apneli şöförlerin yaptığı kazalarda bazı özellikler olduğu bilinmektedir. Genellikle bu kazalarda, uyuyan şoförün aracının yoldan çıktığı, hiçbir fren ya da kurtarma manevrasına ait izin bulunmadığı saptanır. Ayrıca ekonomik kayıplar, iş kaybı, evlilik sorunları, yaşam kalitesinde azalma olur.

Uyku apne sendromunda tanı nasıl konulur?
Kesin tanı, uykuda polisomnografik inceleme (PSG: Uyku testi) yapılarak kolaylıkla konulabilir.

Hastanın uyku sırasında saptanan apne ve hipopnelerin toplamı bir saate bölünerek apne-hipopne indexi (AHİ) değeri bulunur. AHİ 5’in altında normal kabul edilir. AHİ 5-15 arasında ise hafif OSAS, AHİ 16-30 arasında ise orta OSAS, AHİ 30 üzerinde ise Ağır OSAS olarak değerlendirilir. Ayrıca derin (REM: Rapid eye movment) uykuda ve sırt üstü pozisyonda (supin) uyurken de AHİ ayrıca hesaplanır.

Uyku apne sendromu nasıl tedavi edilir?
Uyku apne tedavisinde hafif olgularda öncelikle kilo verme, alkol ve sigara tüketiminin kısıtlanması, uyku verici ve sakinleştirici ilaç kullanımının kısıtlanması gibi genel önlemler uygulanmalıdır. Uyku apne sendromlu hastaların %50-60'ında vücut pozisyonu hastalığın şiddetini etkiler. Genellikle sırtüstü pozisyonda artış gösterir. Bu nedenle pijama arkasına dikilen bir cep içine 3 adet tenis topu veya kalınca kesilmiş bir sünger konarak hastanın sırtüstü yatması engellenebilir.

Ağız içi araçlar genellikle hafif derecede uyku apne hastalarında ve CPAP tedavisinin başarısız olduğu durumlarda denenebilir.

Uyku apne sendromuna neden olabileceği KBB uzmanı tarafından saptanmış ciddi anatomik darlıkların varlığında, cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Ayrıca, hafif ve orta uyku apne hastalarında ve CPAP tedavisini tolere edemeyen bazı olgularda, tedavi yöntemi olarak cerrahi yöntemler düşünülebilir.

Uyku apne sendromunun tedavisinde en etkili yöntem CPAP (Continue positive airway pressure)  tedavisidir. Apne indeksi en az 20, apne-hipopne indeksi en az 30 olan hastalara, CPAP Tedavisi önerilir. CPAP, hava yollarına sürekli pozitif basınç uygulayarak uykuda üst solunum yollarının açık kalmasını sağlar. Pozitif basıncı sağlayan bir cihaz ve bu cihaza bağlanıp buruna takılan bir maske ile uygulanır. Bir çeşit hava pompası olarak düşünülebilecek bu cihazı takarak uyuyan hastada, gece boyunca pozitif bir havayolu basıncı sağlandığından, üst solunum yollarında uyku esnasında oluşan daralma ve tıkanmalar ortadan kaldırılarak apne önlenir. Cihazın hangi basınçta uygulanacağını belirlemek için bir gece hasta CPAP cihazına bağlanarak polisomnografik incelemeye tabii tutulur. Bu tetkik esnasında hastaya CPAP cihazı ile farklı havayolu basınçları uygulanır. Hastada en düşük apne–hipopne indeksini sağlayan basınç CPAP basıncı olarak ayarlanır.

Bazı hastalara BPAP (Bifazik pozitif hava yolu basıncı) tedavisi uygulanır. BPAP cihazı sürekli pozitif basınç yerine nefes alma ve verme esnasında farklı basınçlar uygulayan cihazdır.

Etkin bir tedavi için, CPAP’ın haftada en az 6 gün ve günde en az 6 saat kullanılması gereklidir. Hastalar bu tedaviyi ömür boyu kullanmak durumundadır.  Yıllık kontroller ve maske değişimleri ihmal edilmemelidir.

Dr. Gamze Türker
Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı

Etiketler
Sayfa 1 / 171

Hasta ve Ziyaretçi Hakları

Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi size aşağıda açıklanan haklarınızı sağlamaktadır. Sağlık görevlileri ve diğer çalışanlarımız, haklarınızın bilincinde olup size saygıyla hizmet sunarlar.

e-Bülten Üyeliği

Haber ve duyurular için üye olun

                        

Bilançolar | Gelir Tablosu ve İktisat 2017 | Gelir Tablosu ve Bilanço 2018


Bu web sitesinin isim hakları, içeriği, şablonu, tasarımı ve site içindeki tüm dokümanlar Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’ ne aittir. Site içerisinde yer alan sayfalarda aksi belirtilmediği sürece, hiçbir doküman, sayfa, grafik, tasarım unsuru ve diğer unsurlar izin alınmaksızın kopyalanamaz, başka yere taşınamaz, alıntı yapılamaz, internet üzerinde veya her ne şekilde olursa olsun yayınlanamaz ve kullanılamaz (arama motorlarının dizinleri için kullandıkları geçici bellek kayıtlarından alınmış olsalar dahi). Sitemizi ziyaret eden misafirlerimiz, sitenin telif hakkı konusunda hastanemizin tüm talep ve açıklamalarını kabul ettiklerini beyan ve taahhüt ederler. Hakları saklı tutulmuş eserler, sahiplerinin onayı olmadan hiç bir suretle çoğaltılamaz, alıntı yapılamaz, yayınlanamaz, başka bir yerde kullanılamaz. Site içinde yer alan dokümanlar, Site Yöneticisinin önceden verilmiş açık onayı olmaksızın başka siteler ya da medyalara kopyalanamaz.